Eskiler neden Milas Ovası'na bataklık derdi? İşte o gerçek
Bugün üzerinde mısır tarlalarının dalgalandığı, zeytin ağaçlarının yeşerdiği bereketli Milas Ovası, her zaman böyle cömert değildi. Dedelerimizin 'Buralara girilmezdi, sinekten geçilmezdi' sözleri bir abartı değil, acı bir coğrafi gerçeğin yansımasıydı. Peki, Milas Ovası nasıl kurutuldu? Şehir neden ovanın ortasına değil de Sodra Dağı'nın eteklerine kaçtı? İşte Milas'ın 'Yeşil' tarihinin altındaki 'Islak' gerçek...
Şehir Neden Ovanın Ortasında Değil?
Hiç düşündünüz mü; modern şehircilikte kentler düzlüklere kurulurken, Milas neden binlerce yıldır inatla Sodra Dağı'nın yamacına yaslanmıştır? Cevap basit: Korku. Antik çağlardan Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar Milas Ovası, kış yağmurlarıyla taşan suların aylarca çekilmediği, sazlıklarla kaplı, balçık bir alandı. İnsanlar, hem tarım arazisi kazanmak hem de "bataklığın lanetinden" (yani hastalıklardan) korunmak için evlerini yükseğe, dağın sert zeminine yapmak zorundaydı. Bugün "Eski Milas" dediğimiz o tarihi evlerin hepsi, işte bu yüzden yukarıdadır.
Sarıçay'ın Öfkesi ve Alüvyon Denizi
Milas Ovası, jeolojik olarak "Alüvyal Dolgu" bir ovadır. Yani dağlardan inen suların taşıdığı toprakla dolmuştur. Ovanın can damarı olan Sarıçay, barajlar ve ıslah çalışmaları yapılmadan önce, her kış yatağına sığmaz, ovayı devasa bir göle çevirirdi. Su, eğim az olduğu için denize (Güllük Körfezi'ne) ulaşmakta zorlanır, aylarca ovada göllenirdi.
Yaşlıların "Bataklıktı" dediği şey; aslında drenajı olmayan, suyun hapsolduğu bu devasa taşkın sahasıydı. O dönemde ovada yürümek imkansızdı, ulaşım güçtü ve toprak işlenemiyordu.
En Büyük Düşman: Sıtma (Malaria)
Bataklık demek, sadece çamur demek değildi. Bataklık, ölüm demekti. 1940'lı ve 50'li yıllara kadar tüm Ege'de olduğu gibi Milas'ta da en büyük halk sağlığı sorunu Sıtma hastalığıydı. Ovanın durgun sularında üreyen milyonlarca sivrisinek, sıtma parazitini taşıyordu.
Eskilerin "Oraya gitmeyin, hasta olursunuz" uyarısı, batıl bir inanç değil, tıbbi bir zorunluluktu. Cumhuriyet döneminde başlatılan "Sıtma Savaş Mücadelesi" kapsamında, Milas'taki bu sulak alanların kurutulması devletin bir numaralı önceliği oldu. Bugün ovada gördüğümüz o uzun su kanallarının (drenaj kanalları) asıl açılma sebebi tarımdan önce, insanları bu hastalıktan kurtarmaktı.
Bataklıktan "Tarım Cennetine" Dönüşüm
Milas Ovası'nın kaderi, 20. yüzyılın ikinci yarısında Devlet Su İşleri'nin (DSİ) devreye girmesiyle değişti.
Önce Sarıçay ve yan derelerin yatakları ıslah edildi.
Ovadaki fazla suyu denize taşıyacak tahliye kanalları açıldı.
Bataklık kurudukça, altından binlerce yıldır suyla beslenmiş, mineral bakımından dünyanın en zengin toprakları çıktı.
Eskiden "girilmez" denilen o yerler, bugün Türkiye'nin en kaliteli mısırını, pamuğunu ve zeytinini yetiştiren bir tarım fabrikasına dönüştü.
Doğanın Hafızası Silinmez
Bugün Milas Ovası bir bataklık değil, ama doğa bazen eski günlerini hatırlatır. Aşırı yağışlarda ovanın bazı bölümlerinin hala su tutması, Sarıçay'ın ara sıra "Ben buradayım" demesi, o eski "Bataklık" günlerinden kalan coğrafi bir mirastır.